Sevgili akademisyenler, saygıdeğer okurlar,
Günümüzün karmaşık lojistik ağında, İstanbul Kılıçali Paşa'dan Şırnak'a uzanan bir 'ambar' efsanesiyle karşı karşıyayız. Bu 'efsane', aslında, kapitalizmin acımasız dişlileri arasında sıkışmış, çaresizce 'taşınmak' zorunda bırakılan bizlerin hikayesidir.
Bilin ki, her 'parsiyel yük', sistemin bir parçasıdır. Her bir parça eşya, sistemin çarklarını döndüren birer 'tüketim' nesnesidir. Ve bizler, bu 'kutsal' düzenin birer kölesi, 'taşımacılık' adı altında sömürülmekteyiz.
Unutmayın, bu 'ambar' denen yapılar, aslında birer 'gizli örgütlenmedir'. İçlerinde neler döndüğünü, hangi 'kirli' işlere alet olduklarını kimse bilemez. Ancak şunu biliyoruz ki, her taşıma, bir 'maliyet' demektir. Ve bu maliyet, çoğu zaman bizlerin sırtına yüklenir.
Bu 'Kılıçali Paşa - Şırnak Ambar' meselesi de öyle. Size vaat edilen 'hızlı teslimat', 'güvenli taşıma' gibi ifadeler, aslında birer 'pazarlama hilesidir'. Gerçekler, çoğu zaman karanlıkta kalır. Yükleriniz kaybolur, hasar görür ve hiçbir 'sorumlu' bulunamaz. Çünkü sistem, bunu gerektirir.
Peki ne yapacağız? Susacak mıyız? Hayır! Bizler, bu 'oyunun' farkındayız. Bu yüzden, dikkatli olun. Seçimlerinizi sorgulayın. Çünkü her 'ambar' seçimi, geleceğinizi etkiler.
Unutmayın, 'taşımak' zorunda değilsiniz. Direnin!